Eceabat’ın Yalova köyündeki küçük şehitlikte bir mezar var. Yıllarca köylüler oraya “Ana Hatun’un mezarı” dedi. Resmî kayıtlar ise “Madam Erika” yazdı. Ne “Ana Hatun” doğruydu, ne “Erika.” Mezarda yatan kadının adı Anna’ydı. Anna Schwarz. Viyana’nın Liesing semtinden gelmiş, Osmanlı’ya gönüllü hemşire olmuş, Çanakkale’de şehit düşmüş bir Avusturyalı.
Bu isim karışıklığı tesadüf değil. Onlarca yılın üstüne çökmüş bir bilgisizliğin, bir savaşın yarattığı kaosun ve bir mezar taşındaki tek sözcüğün ürünü. Ama baştan başlamak gerekiyor.
Liesing’den İstanbul’a
Anna Schwarz, 1880’lerde Avusturya’nın Liesing kasabasında doğdu. Anne ve babası onu küçük yaşta kaybetti; onu Franz ve Franziska adlı akrabaları büyüttü. Sıradan bir çocukluk, sıradan bir okul hayatı. Okulun ardından zengin bir ailenin yanında hizmetçi olmaya başladı. O aile bir gün İstanbul’a yerleşmeye karar verince, Anna da bavulunu topladı ve onlarla birlikte Boğaz’ın kıyısına taşındı.
İstanbul’da ne kadar kaldığı tam bilinmiyor. Ama hayatının bundan sonraki dönüşüm noktası, Almanya’daydı.

Almanya’da Bir Doktor, Bir Hemşire
1881 doğumlu Hasan Ragıp Bey, Selanik yakınlarındaki Nevrekop kasabasında dünyaya gelmişti. Mekteb-i Tıbbiye’yi 1905’te tabip yüzbaşı rütbesiyle bitirdi ve ordu saflarına katıldı. 1912’de Almanya’ya bir kursa gönderildi. Ragıp Bey Almancayı ana dili gibi konuşuyordu; bu, onu diğer Osmanlı subaylarından ayıran şeydi.
Anna ile orada, bir hastanede tanıştı. Anna hemşireydi; beline kadar örgülü sarı saçları ve mavi gözleriyle “tipik bir Alman güzeliydi” diye anlatıldı sonradan. Ragıp Bey onu görünce ne düşündüğünü tarih kaydetmedi ama ikisinin de bir daha birbirinden uzak kalmadığı biliniyor.
Evlendiler. Evlilik hem iki insanın hem iki kültürün, hem de ilerleyen yıllarda iki savaşın hikâyesiydi.
Balkan Ateşinde Hemşirelik
Balkan Savaşları patladığında Ragıp Bey cepheye gitti, Anna da onun peşinden. Kocasına yakın olmak için Hilal-i Ahmer’e gönüllü hemşire olarak başvurdu. Bulgaristan’da görev yaptı. Esir düştü. Diğer esirlere yardım etmeyi bırakmadı.
Savaş bitti ama dünya bitik değildi. 1914’te daha büyük, daha kanlı bir savaş başladı.

Çanakkale’ye Giden Yol
Ragıp Bey, 6 Ocak 1915’te Çanakkale Grubu Sertabibliği muavinliğine atandı. Anna’yı karşısına aldı ve gitmesi gerektiğini söyledi. Gülümsedi Anna; bavulunu çoktan hazırlamıştı. “Söylemiştim sana,” dedi. “Sen nereye, ben oraya.”
İstanbul’dan at arabalarıyla çıktılar. Uzun, meşakkatli bir yolculuğun ardından Çanakkale’ye ulaştılar. Anna, Kocaçimen Dağı eteklerinde, Eceabat’ın Yalova köyündeki sahra hastanesine gönüllü hemşire olarak yazıldı. Hastane, Graf Friedrich von Hochberg’in adını taşıyan Alman Sağlık Misyonu’na bağlıydı; Osmanlı Hilal-i Ahmer ile ortaklaşa çalışıyordu.
Anna orada mutluydu. Ragıp Bey bunu mektuplarında yazdı: “Anna oradaki fedakârlık isteyen görevinden çok mutluydu. Çünkü hep bana yakın olmak isterdi.”
Köylü kadınları organize edip askerlere giysi, yorgan, çarşaf dikti. Hep güler yüzlüydü. Askerler ona “Ana Hatun” demeye başladı.

Doktor Bir İşaret Çizdi, Düşman Yine de Geldi
1915’in sonuna doğru İngilizler yarımadadan çekilme kararı almıştı; ama çekilmeden önce topçu ateşiyle mevzileri dövüyorlardı. Ragıp Bey bunu seziyordu. Başkomutan Liman von Sanders’e defalarca uyardı: hemşireleri daha güvenli bir yere taşıyalım. Sanders dinlemedi.
Ragıp Bey kendi çaresini kendi aradı. Hilal-i Ahmer işaretinin yetmeyeceğini düşünerek hastanenin çatısına 20 metre boyunda kocaman bir kızılhaç çizdirtti. Hem hilal, hem haç. Uluslararası Cenevre kurallarına göre her ikisi de saldırı yasağı demekti. Doktor buna rağmen bir şeylerin ters gideceğini hisseder gibiydi.
17 Aralık 1915 günü öğleden sonra, bir İngiliz keşif uçağı Yalova’nın üzerinde dolaşmaya başladı. Yavaş, sistematik. Koordinat alıyordu.
On dakika geçmedi.
İngiliz zırhlılarından açılan ateş, hastanenin üzerine yağdı. Çatıdaki kızılhaç işareti oradaydı. Buna rağmen.
Anna’nın vücuduna isabet eden şarapnel parçası sol bacağını gövdesinden ayırdı. Ne olduğunu anlayamadan oracıkta can verdi.
Ragıp Bey patlama sesini duyduğunda atına atladı. Ama vardığında Anna yoktu.
Bir Mektup, Bir Vedâ
Günler sonra, Viyana’nın Liesing semtindeki evde bir mektup kapıya geldi. Gönderen: Anna’nın kocası, Türk subayı Tabip Binbaşı Ragıp Bey. Mektubu Anna’nın amcası ağlayarak okudu:
“Sevgili Amca, Graf Hochberg’in Alman Sahra Hastanesinde gönüllü hemşire olarak çalışan zavallı karım 17 Aralık 1915 günü bir şarapnel parçası ile ölümcül bir şekilde yaralandı. Bu beklenmeyen ölüm beni o kadar çok sarstı ki yazamıyorum. Bombanın patlamasını duyduğum anda onun yanına atla gittim. Ama artık o yoktu. Zavallı karımın acı çekmeden ölmüş olması tek tesellimdir. Onu çok seviyordum. Bana çok güzel şeyler öğretti, yetiştirdi; ona çok minnettarım.”
Ragıp Bey, sade bir Türk doktorun ağzından yazılmış bu mektupla, belki de hiç yazmadığı en güzel şeyi yazmıştı.
Cenaze Töreninde Askerler Dizi Dizi
Anna Schwarz, öldüğü topraklara gömüldü. Eceabat’ın Yalova köyü şehitliği. Cenaze törenine askeri bando katıldı. Alman, Türk ve Avusturyalı subaylar omuz omuzaydı. Liman von Sanders de oradaydı.
Cenaze töreninin ardından Osmanlı Hilal-i Ahmer Başkan Yardımcısı Dr. Besim Ömer Paşa, 18 Aralık 1915’te Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’ne resmi bir protesto notu gönderdi. Hastanenin bombalanması savaş suçuydu ve kaydedilmeliydi. Ömer Paşa, hayatını kaybeden hemşirenin adını “Rabia” olarak bildirdi. Yanlıştı. Kimse gerçek adını bilmiyordu.

Refika’dan Erika’ya: Bir İsmin Sürükleniş Hikâyesi
Mezar taşına şu sözcükler kazındı: “İfa-yı vazife esnasında top mermisi ile terk-i hayat eden Madam Doktor Ragıp Bey’in hâb-gâh-ı ebedisi — 4 Kânunuevvel 1331.” Miladi karşılığı tam olarak 17 Aralık 1915’ti.
Mezarın dış duvarında ise başka bir yazı vardı: Ragıp Bey’in Refikası. Refika; eş, hayat arkadaşı demek. Ama yıllar içinde ağızdan ağza dolaşan bu kelime aşındı. Refika, Erika’ya dönüştü. Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı’nın resmî kayıtlarına “Madam Erika” olarak geçti. Bu ad öyle tutundu ki geriye dönmek mümkün olmadı.
Köylüler ise bu isimlerden hiçbirini benimsemedi. Onlar mezara “Ana Hatun’un mezarı” demeyi sürdürdü. Anna’yı hatırlatan bir ses, Türkçenin içine yavaşça işlemiş gibi.

Bir Arşivde Saklı Gerçek
Yirminci yüzyılın büyük bölümünde mezarda kimin yattığı tam olarak bilinmiyordu. Osmanlı kayıtlarında “Rabia” yazıyordu; mezar taşında ise yalnızca “Ragıp Bey’in Refikası.” Gerçek kimlik, onlarca yıl Viyana’nın bir arşivinde bekledi.
Hacettepe Üniversitesi Araştırma Görevlisi Dr. Emre Saral, Avusturya arşivlerinde araştırma yaparken “Budapesti Hirlap” ve “Neues Wiener Journal” gazetelerinin 25 Ocak 1916 tarihli nüshalarına ulaştı. İki ayrı gazete, aynı haberi vermişti: Liesing’li genç bir hemşire, Çanakkale’de Türk askerlerine bakarken bir bombardımanda hayatını kaybetmişti. Adı Anna Schwarz’dı. Saral bu bulguyu gazeteci Yetkin İşcen’e iletti. Böylece mezarda yatanın gerçek kimliği, neredeyse yüz yıl sonra ortaya çıktı.
Ragıp Bey’e Ne Oldu?
Anna’yı kaybeden Ragıp Bey savaştan sağ çıktı. Trablusgarp’ta, Balkan Savaşı’nda ve ardından İstiklal Savaşı’nda görev yaptı. I. Dünya Savaşı’ndaki hizmetleri nedeniyle Avusturya İmparatoru tarafından Franz Josef nişanıyla ödüllendirildi. Savaşların ardından Devlet Demiryolları’nda çalıştı. Uzun yıllar Mustafa Kemal Atatürk’ün özel doktoru oldu.
6 Ocak 1953’te, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın özel doktoru sıfatıyla hayata gözlerini yumdu. Onunla birlikte, belki de Anna hakkında kimsenin sormadığı pek çok şey de gitti.
Eceabat’ın Yalova köyündeki şehitlikte bir mezar var. Artık orada kimin yattığını biliyoruz. Adı Anna’ydı. Kocasının peşinden geldi, savaşın ortasında kaldı, hemşirelik yaptı ve bir sabah öğleden sonra, çatıda kocaman bir kızılhaç olmasına rağmen, orada öldü. Mezar taşındaki sözcük aşınarak yanlış bir ada dönüştü. Ama köylüler hiç yanılmadı: “Ana Hatun” dediler. Hem yabancı, hem tanıdık. Tam da Anna gibi.
Kaynaklar
- İsmail Tosun Saral, “Anna Schwarz. Nam-ı Diğer Ordu Hemşiresi. Alman Madam Erika”, Düşünce ve Tarih Dergisi
- Yetkin İşcen, Çanakkale Kara Savaşları araştırmaları (Dr. Emre Saral bulguları aktarımı)
- “Budapesti Hirlap” ve “Neues Wiener Journal”, 25 Ocak 1916 tarihli nüshalar — Avusturya Arşivi
- Karadeniz Ekspres: “Çanakkale Savaşında Avusturyalı Bir Şehide: Anna Schwarz”
- Yeni Asır: “Çanakkale’nin İlk Kadın Şehidi Alman Gelin Anna” (28 Nisan 2024)
- Der Virgül: “Gelibolu’da Viyanalı Bir Hemşire”
- Gazete Duvar: “5 Çanakkale Öyküsü” (19 Mart 2022)
- Türk Müzeleri / Kültür Portalı: “Çanakkale 1915 Hilal-i Ahmer Hastanesi Canlandırma Alanı”

