Birinci Dünya Savaşı denince akla ne gelir? Siperlerdeki çamur, boğucu gaz bulutları, binlerce kilometre uzaktan gelen ölüm emirleri… Ya da Çanakkale özelinde: kayalıklar, dar koylar ve her iki tarafın da kuşaklar boyu unutamayacağı bir yıkım.
Ama bu savaşın içinden, kimsenin beklemediği bir hikâye de çıktı. Silah arkadaşlığı değil, tuhaf bir dostluk hikâyesi. Üstelik taraflardan biri kabuğuna çekilmeyi savaş stratejisi olarak seçmiş dört ayaklı bir Türk.
1915 yılında Henry Friston adında bir İngiliz askeri, kendisini Gelibolu sahillerinde buldu. Sonradan o günleri “cehennem” olarak tanımlayacaktı; ve bunu söylerken abartmıyordu. On gün. Bombardıman altında, geri çekilmek zorunda kalınan, insanın ne aradığını unuttuğu on gün.
Geri çekilme emri geldiğinde Friston, sahilde bir kaplumbağa gördü. Tam olarak ne düşündüğünü hiç kimse bilemez. Belki savaş ortasında hareket eden bir şeyin bu kadar sakin olması tuhaf geldi. Belki bir anlık delilikti. Belki de sadece o kaplumbağayı orada bırakmak istemedi.
Her ne olduysa, kaplumbağa çantaya girdi. Friston da gemiye.

Bir savaş esirini gemide saklamak kolay değildir; hele bu esir sürüngen sınıfındansa ve çantanızda yaşıyorsa. Friston yaklaşık bir yıl boyunca bu sırrı neredeyse herkesten gizledi. Kaplumbağa hayatta kaldı. Friston da.
İngiltere’ye ayak bastıklarında Friston’ın yeni dostuna bir isim vermesi gerekiyordu. “Ali Paşa” dedi. Başka ne diyebilirdi ki?
Ali Paşa İngiltere’ye geldiğinde yaklaşık otuz yaşındaydı. Kaplumbağalar için bu henüz gençlik sayılır. Önünde uzun, uzun bir hayat vardı.
Ve gerçekten de uzun sürdü.
Henry Friston sıradan bir otobüs şoförüydü; kış uykusuna yatma dönemleri dışında hayatı da sıradandı. Ama Ali Paşa’nın sahibi olmak, onu çevresinde tanınan biri hâline getirdi. Emekliye ayrıldığında gazete bunu haberleştirdi. Haberin başlığı şöyleydi: “Ali Paşa’nın sahibi emekli oldu.”
Bir otobüs şoförünün emekliliği ancak böyle haber olurdu.

1968’de News of the World gazetesi Ali Paşa’ya bir sayfa ayırdı: “Türkiye’den gelen savaş esiri.” Bu noktadan sonra mektuplar gelmeye başladı. Henry emekliliğini Ali Paşa adına gelen mektupları okuyarak geçirdi. Bir kaplumbağanın hayranları vardı ve bu hayranlar yazmayı ihmal etmiyordu.
Henry Friston 83 yaşında öldüğünde Ali Paşa hâlâ hayattaydı. Bakımı oğlu Don’a geçti.
1986 yılı. Ali Paşa artık yüz yaşında bir savaş esiriydi ve The Times bunu sayfalarına taşıdı. Ardından BBCgeldi. Yaşlı kaplumbağa yeniden ünlendi; bu sefer daha geniş bir kitleyle, daha büyük bir şöhretle.
Ama bu ikinci şöhretin tadını pek çıkaramadı.
1987’de Ali Paşa öldü. Doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzakta, onu “Paşa” yapan ülkede. Gelibolu sahilinden bir İngiliz askerin çantasına girişinin üzerinden yetmiş yılı aşkın zaman geçmişti.
Geriye bir kitap kaldı: The Amazing Tale of Ali Pasha. Ve tabii bu hikâye; savaşların içinden çıkan, silahla değil kabukla hayatta kalan, iki ülkeyi ve birkaç kuşağı birbirine bağlayan tuhaf, küçük, mükemmel hikâye.
Savaşlar biter. Kaplumbağalar devam eder.
Instagram: https://www.instagram.com/reel/C4TN4myMrKf/
Kaynaklar
- Michael Leventhal, The Amazing Tale of Ali Pasha (Greenhill Books)
- News of the World, 1968 — “War Prisoner from Turkey”
- The Times, 1986 — Ali Paşa’nın 100. yaşına ilişkin haber
- BBC arşiv haberleri, 1986

